Uluslararası İlişkiler Bölümü Koleksiyonu
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.12469/58
Browse
Browsing Uluslararası İlişkiler Bölümü Koleksiyonu by Publication Category "Makale - Ulusal Hakemli Dergi - Kurum Öğretim Elemanı"
Now showing 1 - 20 of 22
- Results Per Page
- Sort Options
Article 2015 PARİS İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ KONFERANSI ÇERÇEVESİNDE NÜKLEER ENERJİ: BİR ÇÖZÜM MÜ, YOKSA BİR SORUN MU?(Rasim Özgür Dönmez, 2017) Keçeci, F. Orçunİklim değişikliği sadece gelişmekte olan ülkeler için değil aynı zamanda gelişmiş sanayi toplumları için de küresel bir sorundur. Karbondioksit (CO2) yayarak daha fazla fosil yakıt tüketmek iklim değişikliğine yol açar ve bu sorun insan faaliyetlerinden kaynaklanır. İklim değişikliğinin bir sonucu olarak küresel ısınma tüm insanlığı ve ekolojik dengeyi tehdit etmektedir. Devletler arasındaki farklılık ve sorunlara rağmen; dünya ülkeleri son zamanlarda iklim değişikliğiyle uluslararası arenada mücadele etmektedir. Özellikle iklim değişikliğine yönelik riskleri azaltmak amacıyla Kasım 2015’te gerçekleştirilen Paris İklim Değişikliği Konferansı’ndaki en önemli meselelerden birisi nükleer enerjidir. Bu bağlamda, bu makale nükleer enerjinin iklim değişikliğine katkı sağlayıp sağlamayacağını incelemektedir.Article Algı Mı, Söylem Mi? Kopenhag Okulu ve Yeni-klasik Gerçekçilikte Güvenlik Tehditleri(Uluslararası İlişkiler Konseyi Derneği İktisadi İşletmesi, 2011) Akgül Açıkmeşe, SinemBu makale, güvenlik tehditlerinin ortaya çıkışı bakımından yeni-klasik gerçekçilikteki algısal yaklaşımla, Kopenhag Okulunun söylemle inşaya dayalı yöntemini karşılaştırmaktadır. Makalenin hareket noktası, güvenlik tehditlerinin içeriği ve güvenlik aktörleri bakımından farklı perspektifl ere sahip bu iki yaklaşımın güvenliğin çalışılmasında metodolojik benzerlikler içermesi nedeniyle karşılaştırılabilir olduğu varsayımıdır. Makale, tehditlerin ortaya çıkışı bakımından yeni-klasik gerçekçiliğin algılara dayalı öznel yaklaşımının Kopenhag Okulu tarafından kısmen benimsendiğini vurgulayarak, Okulun söyleme dayalı özneler-arası alternatif bir model geliştirdiğini aktarmaktadır. Bu çerçevede, makale öncelikle Güvenlik Çalışmaları yazınında güvenlik tehdidinin içeriği konusundaki tartışmalara yer vermektedir. Ardından, yeni-klasik gerçekçiliği çatısında barındıran Gerçekçi Güvenlik Çalışmalarının tehdidin içeriği ve ortaya çıkışına dair varsayımlarını karşılaştırmalı olarak değerlendirmekte ve yeni-klasik gerçekçiliğin algısal perspektifi ni analiz etmektedir. Son olarak, Kopenhag Okulunun tehditlerle ilgili analizinin çerçevesini oluşturan güvenlikleştirme yaklaşımının tehditlerin kapsamı ve dayanağına dair tespitlerini Okulun kullandığı söz edimi, siyaset teorisi ve söylem analizi perspektifl erinden yeni-klasik gerçekçilikle karşılaştırmalı olarak incelemektedir.Article Araştırma Merkezlerinin Yükselişi, Türkiye’de Dış Politika ve Ulusal Güvenlik Kültürü(Uluslararası İlişkiler Konseyi Derneği İktisadi İşletmesi, 2012) Çelik, Nihat[Abstract Not Available]Article Başarısızdevlet-demokratik Model Ülke Sarmalında Gürcistan'ın 20 Yılı(2012) Çelikpala, MitatGürcistan, bağımsızlığın ilan edildiği 1990’lı yıllardan bu güne zayıf siyasi, ekonomik ve finansal yapısı ile etnik sorunlarıyla sürekli olarak bir başarısız devlet görüntüsü sergiledi. Ülkede güçlü, demokratik ve kapsayıcı bir siyasi liderin çıkmaması, etkin muhalefetin oluşamaması birçok sorunlara yol açtı. Gürcistan’ın kısa vadeli geleceği, 2012’de yapılacak parlamento seçimleriyle nasıl bir parlamento oluşacağı ve 2013’te yapılacak başkanlık seçimlerinin nasıl seyredeceği konusuna bağlıdır. Seçimlerden sonra yürürlüğe girecek anayasa değişikliklerinin nasıl bir düzen oluşturacağı, Saakaşvili’nin siyasi tavrı ve geleceği, Gürcistan’ın ana gündemini belirleyecektir. Gürcistan’ın en büyük sorunu, Saakaşvili’nin karşısına 2003–2004 dönemindeki gibi etkili ve güçlü bir yeni Saakaşvili’nin çıkmamış olmasıdır. Saakaşvili’nin Rusya’dakine benzer bir “Putin-Medvedev” senaryosunu mu tercih edeceği yoksa farklı ve demokratik bir yol mu izleyeceği henüz belirsizliğini korumaktadır.Article Contending Agendas for the Black Sea Region: a Turkish Alternative(Genelkurmay ATASE SAREM Başkanlığı, 2010) Aydın, MustafaSoğuk Savaşın sona ermesi yüzlerce yıl çok sayıda çatışmaya tanıklık etmiş olan Karadeniz havzasında çok taraflı iş birliğine dayalı yeni bir siyasi çerçevenin gelişmesini mümkün kıldı. Avrasya’nın ortasındaki stratejik konumu nedeniyle geniş alanları kontrol edebilen Karadeniz coğrafyası Soğuk Savaş sonrasının değişen jeopolitiğinde önemli bir yer işgal etmeye devam etmektedir. Bölgenin kendine özgü jeopolitiği ve stratejik değeri bölge ülkeleri açısından uluslararası ilişkilerinde çeşitli avantajlar sağlamaktaysa da sıklıkla bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrar için önemli riskleri de içinde barındırmaktadır. Bu çalışma büyük güçlerin (ABD, RF ve AB) son yıllarda bölgeye yönelik artan ilgileri ve özellikle güvenlik arayışlarının bölgeselleşmesinin her zaman olumlu sonuçlar doğurmayabileceği ve çatışmalara yol açabileceğini ileri sürerek; bir alternatif sunması açısından, Karadeniz vizyonunu bu güçlerden farklı olarak, küresel endişelerden ziyade bölgesel arayışlara dayandıran Türkiye’nin politikalarını değerlendirecektir.Article Enerji Güvenliği: Nato’nun Yeni Tehdit Algısı(Uluslararası İlişkiler Konseyi Derneği İktisadi İşletmesi, 2014) Çelikpala, MitatEnerji güvenliği, ana amacı İttifak üyelerini askeri tehditlere karşı savunmak olan NATO’nun öncelikli konu başlıkları arasına ancak son on yılda girebilmiştir. Bu çalışmada, NATO’nun Soğuk Savaş sonrası dönemde düzenlenen zirvelerinde yayınlanan zirve bildirgeleri ve stratejik konseptler ile çeşitli NATO zeminlerinde yapılan tartışmalar ışığında, enerji güvenliğinin NATO için taşıdığı anlam ve önem üzerinde durulmaktadır. NATO’nun enerji güvenliği kavramına yaklaşımı değerlendirilerek, önümüzdeki süreçte enerji güvenliği konusunun NATO çerçevesinde ne yönde şekillenebileceği ortaya konmaya çalışılmaktadır.Article Kıdem Tazminatının Bir Fondan Karşılanması (2002 Yasa Taslağı'na İlişkin Bir Değerlendirme)(Yerküre Tanıtım ve Yayıncılık Hizmetleri A.Ş., 2005) Kutal, MetinTürk iş hukukunda gelişmiş bir hak olan "kıdem tazminatı", işletmeler açısından ciddi bir maliyet unsurudur. Bu nedenle, bazı işverenler bu tazminatı ödememek için çeşitli yollara başvurmaktadır. İşsizlik sigortasının ve iş güvencesinin son yıllarda Türk hukukuna girmesi, kıdem tazminatını yeniden düzenleme ihtiyacını doğurmuştur. Türk doktrininde 1980'lerden beri bu konuda üretilen görüşlerin en fazla üzerinde durulanı, bu tazminatın işverenlerin sorumluluğunda bir fondan karşılanmasıdır. Ancak, fon fikrine işçi ve işveren kanatlarında hala şüphe ile bakılmaktadır. Özellikle işçi kanadı, bu fonda biriken paraların siyasal iktidarlarca amaç dışı kullanılacağından endişe duymaktadır. Halbuki, gerekli yasal önlemler alınır, iyi işletilir ve ciddi denetlenirse, fon kaynaklarının amaç dışı kullanımları önlenebilir. Bunun somut kanıtı, 2001 'den beri işleyen İşsizlik Sigortası Fonu'dur. Bu makalede, 2002 yılında 9 kişilik bir Bilim Kurulu tarafından hazırlanan Kıdem Tazminatı Fon Taslağı açıklanmakta ve sosyal tarafların bu çalışma üzerinde iyi niyetli bir yaklaşımla katkıda bulunmaları önerilmektedir.Article Küresel Fay Hatları ve Türkiye'nin Bölgesel Bütünleşme Politikaları: Siyasi Ekonomik Model Önerisi(Hale Şıvgı, 2017) Oksay, Serhan; İşeri, Emre; Çelik, NihatBu çalışmanın temel amacı siyasi ekonomik fay hatlarıyla örülü yakın coğrafyasında Türkiye’nin çeşitli bölgeselleşme arayışlarındaki başarı ihtimallerini niteliksel ölçebilmek ve hangi aşamalara kadar ulaşabileceğini öngörmektir. Bunun için farklı bölgeselleşmeleri karşılaştırmaya imkân veren etkileşim halindeki iki ayaklı – siyasi ayakta (istikrarlı barış ortamının tesisi) ekonomik ayakta ise (karşılıklı bağımlılık) - bir bölgeselleşme/bütünleşme modeli benimsenmiştir. İlgili model yoluyla Türkiye’nin bölgeselleşme ve bölgeselleşmeye yönelik işbirliği hamleleri – AB, Ekonomik İşbirliği Örgütü (EİÖ) ve Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü (KEİÖ) - karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Sonuçta ise bölgede “kalıcı barışın” sağlayacağı siyasi zemin olmadan Türkiye’nin girişeceği hiçbir bölgeselleşme çabasının ileri aşamalara ulaşma imkânın olmadığı kanaatine varılmıştır.Article Nato’nun Gelişen Tehdit Algısı: 21. Yüzyılda Siber Güvenlik(Uluslararası İlişkiler Konseyi Derneği İktisadi İşletmesi, 2014) Bıçakcı, SalihSiber uzayın sivilleşmesiyle birlikte Vestfalya sisteminin getirdiği ulus devlet modeli derinden etkilenmiştir. Soğuk Savaş sonrasında ortaya çıkan bu yeni dönemde nükleer savaşın ve çekişmenin izlerini görmek mümkündür. Siber Uzayın günümüzde karşı karşıya kaldığı tehditler ve bunların henüz netleşmemiş sınırları örneklerde net olarak görülmektedir. NATO gibi uzun soluklu bir güvenlik ittifakına ve üyelerine bu yeni güvenlik ortamında yapılan siber saldırılar, gelecek adına önemli ipuçları vermektedir. Bu makalede NATO’nun bu yeni tehditlere karşı aldığı tedbirler ve belirlenen siber güvenlik stratejileri ortaya çıkaran süreç tartışılmıştır.Article Nato-ab İlişkilerinde İşbirliği ve Çatışma Dinamikleri(Uluslararası İlişkiler Konseyi Derneği İktisadi İşletmesi, 2014) Açıkmeşe Akgül, Sinem; Dizdaroğlu, CihanSoğuk Savaş dönemi boyunca Avrupa-Atlantik bölgesinde güvenlik ve savunma alanında NATO’nun sahip olduğu üstün konum, Avrupa’da kendi kendine yetebilen bir güvenlik mekanizmasının oluşumunu engellemiştir. Soğuk Savaş sonrasında dönüşmeye başlayan NATOAB ilişkilerinde, 1998 St. Malo Zirvesi’nin kazandırdığı ivmeyle temelleri atılan OGSP bir dönüm noktası teşkil etmiştir. Bu tarihten itibaren iki örgüt ilişkilerinde işbirliği fırsatlarının yanı sıra çatışma alanları da belirmeye başlamıştır. NATO-AB arasındaki ilişkilerin kurumsal çerçevesini güçlendiren ve “Berlin-artı” düzenlemelerini de içeren bir dizi anlaşmanın varlığına rağmen günümüzde 22 ortak üyeye sahip iki örgüt arasında etkin bir işbirliğinden söz etmek yanıltıcı olacaktır. Başta AB üyesi olmayan NATO müttefiklerine uygulanan ayrımcılık olmak üzere, halen varlığını sürdüren kurumlar arası ayrışma ve ikilik gibi sorunlar NATO-AB ilişkilerinde gelişimin önünü tıkamaktadır. Bu makale, iki örgüt arasındaki sınırlı işbirliğinin yanı sıra, daha etkin bir işbirliğinin önünü tıkayan engelleri ele almaktadır.Article Paris İklim Anlaşmasına Teorik Yaklaşım: Neo-neo Tartışması, Eko-marksizm ve Yeşil Kapitalizm(Uluslararası İlişkiler Konseyi Derneği İktisadi İşletmesi, 2017) Ünver, Hamid AkınUluslararası iklim müzakerelerinde uzun yıllardır baş gösteren uyuşmazlıklar, uluslararası ilişkiler akademik ve bilimsel araştırmalarının ilgi odağı olmuştur. Bu çalışmalarda ekseriyetle, işbirliğini destekleyici ve bedavacılığı önleyici yeni müzakere ve dengeleme mekanizmaları geliştirerek, uluslararası güç eşitsizliklerini iklim konusunda birleştirmesinin yolları aranmıştır. Bu makale, ilk olarak 1997 Kyoto Anlaşması’nı takiben yapılan iklim müzakerelerinin neden başarısızlığa uğradığını ve bu başarısızlıkların 2015 Paris İklim Anlaşması ile nasıl çözülebildiğini neorealist ve neoliberal bağlam içerisinde konumlandırmaktadır. Özellikle enerji güvenliğinin sistemsel anarşi, özyardım ve göreli çıkar tespitlerine, neoliberal kurumsalcılığın verdiği kompleks çoklu-bağımlılık ve mutlak çıkar cevapları, iklim müzakerelerinin başarısı hakkında teorik bir cevap vermektedir. Makale, neo-neo tartışması kadar, iki yeni sistemsel teorik yaklaşımı da (Eko-Marksizm ve Yeşil Kapitalizm) karşılaştırmakta, bu sayede karbon salınımı ve iklim konularında cereyan eden önemli bir teorik tartışmayı, uluslararası ilişkiler literatürü içinde konumlandırmaya çalışmaktadır.Article Rekabet ve İşbirliği İkileminde Yönünü Arayan Türk-rus İlişkileri(Ahmet Yesevi Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanlığı, 2015) Çelikpala, MitatSon dönem Türk-Rus ikili ilişkileri, işbirliği ve stratejik ortaklık söylemleri etrafında tanımlamaktadır. 1990’lı yıllara hâkim olan rekabet söyleminin yerini alan bu yeni bakış açısı, TürkRus ikili ilişkilerinin seyrinde temel bir dönüşüme işaret etmektedir. İki ülkenin ilişkilerini geliştirirken işbirliğinin boyutlanmasını sağlayacak hedef bölgesi olarak, 1990’lı yıllarda rekabetin en yoğun biçimde yaşandığı Avrasya’yı seçmesi ise, Türk Dış Politikasının genel çizgisi ve ikili ilişkilerin seyri açısından, yaşanan dönüşümün farklı bir yönüne işaret etmektedir. Bu çalışmada, Türk-Rus ilişkilerinde yaşanan dönüşümün sebepleri ve sonuçları hem söylem hem de eylem boyutunda ve tarihsel süreç dikkate alınarak sorgulanmakta; bu dönüşümün Türkiye’nin Avrasya söylem ve politikalarına yansımalarının yanı sıra, Türk kamuoyu ile dış politika yapıcılarının rol tasavvurlarında gerçek bir dönüşümün söz konusu olup olmadığına cevaplar aranmaktadır.Article Rus-ab İlişkilerinde Stratejik Ortaklıktan Stratejik Depresyona(Millî Savunma Üniversitesi Atatürk Stratejik Araştırmalar Enstitüsü, 2008) Musaoğlu, Neziha; Özgöker, Celil UğurDoğu Bloku ve SSCB, 1989’dan sonra dağılma sürecine girmesiyle ekonomik ve siyasi bakımdan zor duruma düşerek AB’nin iktisadi ve mali yardımına muhtaç kalmıştır. Rusya, 1990’dan sonraki on yılda AB ile siyasi ve stratejik ilişkilerinde yumuşak bir çizgi takip etmiştir. 1999’da Putin’in Rusya Devlet Başkanı seçilmesi ve 2000’li yılların başından itibaren başta doğalgaz ve petrol olmak üzere hammade fiyatlarındaki büyük artış Rusya’nın millî gelirini muazzam miktarda arttırmıştır. Bunun sonucu Rusya’nın AB’ye karşı izlediği siyasi ve stratejik ilişkileri de sertleşmiştir. Dünyanın en zengin petrol ve doğalgaz kaynaklarına sahip olan Rusya, 1990’lı yıllarda oluşmuş bütün borçlarını 2000’li yıllarda ödediği gibi elinde de büyük miktarda dolar döviz rezervi biriktirmiştir. AB’nin ekonomik ve mali yardımına muhtaç olmayan Putin’in Rusyası eski ekonomik gücüne kavuşunca siyasi ve askerî bakımdan da SSCB’nin eski parlak günlerine dönme özlemiyle politikalar oluşturmaya başlamıştır. Bu bağlamda AB’nin Kosova’nın bağımsızlığını tanımasına sert tepki göstermiş, Gürcistan’ın Abhazya ve Güney Osetya üzerindeki egemenlik iddialarına karşı çıkmış ve Ağustos 2008’de Gürcistan’a askerî müdahelede bulunmuştur. Ayrıca NATO’nun Ukrayna, Gürcistan ve Azerbaycan gibi Karadeniz ve Kafkasya ülkeleri ile genişlemesine karşı çıkmakta ve enerji kozunu AB’ye karşı bir silah olarak kullanmaktadır. Bu politika kapsamında daha önce Rusya ile AB arasında imzalanan Stratejik Ortaklık ve İşbirliği Anlaşmasını (SOİA) uzatmayı reddetmiş ve kendi ulusal çıkarları doğrultusnda SOİA’da AB’den önemli değişiklikler talep etmiştir. Böylece 1990’lı yılların başından sonra Rusya ile AB arasında başlayan Stratejik Ortaklık, 2000’li yılların başında Stratejik Depresyona dönüşmüş bulunmaktadır.Article The Russian Origins of the First World War by Sean Mcmeekin Cambridge: Belknap Press, 2011, 344 Pages,isbn: 9780674062108.(T.C. Dışişleri Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi, 2014) Çelik, Nihat[Abstract Not Available]Article Troubled Partnership: Us-Turkishglobal Geopolitical Change by Stephen F. Larrabee Santa Monica California: Rand Corporation,9780833047564. Relations in an Era of 2010, 162 Pages, Isbn(T.C. Dışişleri Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi, 2014) Andrikopoulos, Panagiotis[Abstract Not Available]Article Türkiye'de Güvenlik: Algı, Politika, Yapı(Uluslararası İlişkiler Konseyi Derneği İktisadi İşletmesi, 2014) Aydın, Mustafa; Ereker, FulyaBu çalışmada, toplumunun tarihsel olarak kendine özgü bir güvenlik tanımlaması çerçevesinde inşa edildiğini söyleyebileceğimiz Türkiye’de güvenlik ve strateji kültürünün temel dayanakları, gelişimi ve uygulanışı ele alınacaktır. Bu bağlamda öncelikle Türkiye’nin güvenlik algılamalarının tarihi ve jeopolitik alt yapısına bakılacak, ardından, Türkiye’deki güvenlik kavramsallaştırması ile bu süreci etkileyen unsurlardan birisi olarak TSK’nın oynadığı rol ve Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından yaşanan sistemsel dönüşümün etkileri analiz edilecektir. Ayrıca, Türkiye’deki kurumsal güvenlik yapılanması ile bu yapılanmanın akademik alandaki güvenlik kavramsallaştırması üzerindeki etkileri de incelenecektir. Son olarak, Soğuk Savaş’ın ardından değişmeye başlayan güvenlik anlayışı, uygulanan güvenlik politikalarıyla birlikte analiz edilecektir.Article Türkiye'de Sürdürülebilir Enerji Politikaları Kapsamında Nükleer Enerjinin Konumu(İstanbul Üniversitesi, 2012) İşeri, Emre; Özen, CemKüresel iktisadi ve sosyal kalkınmanın önünü açacak olan sürdürülebilir kalkınma politikaları üretmek yirmi birinci yüzyılın önceliklerinden biri haline gelmiştir. Bu tip politikaların izlenebilmesi için ekonomik, sosyal ve çevresel boyutların dâhil edildiği bütünsel bir yaklaşımın gerekmektedir. Enerji meselesi, tam bu boyutların kesişme noktasında yer almaktadır. Bu çerçevede, düşük karbon emisyon salınım değerleri nedeniyle fosil yakıtlara önemli bir alternatif olarak sunulan nükleer enerjinin Türkiye özelinde ne derece sürdürülebilir bir enerji kaynağı olduğu avantajlı ve dezavantajlı yanlarıyla beraber dengeli bir şekilde değerlendirilecektir. Türkiye'nin sürdürülebilir enerji geleceğinin tesisi yolunda nükleer enerjiden elektrik üretmesinin ancak sosyal ve çevresel risklerin asgariye indirilmesi ama hepsinden daha önemlisi sosyal kabulün sağlanması durumunda tercih edilebilir olacağı tartışılacaktır.Article Türkiye'de Uluslararası İlişkiler Akademisyenleri Eğitim, Araştırma ve Uluslararası Politika Anketi - 2011(Uluslararası İlişkiler Konseyi Derneği İktisadi İşletmesi, 2013) Aydın, Mustafa; Yazgan, KorhanTürkiye`deki Uluslararası İlişkiler (Uİ) çalışmalarının gelişimini, mevcut durumunu, temel özelliklerini, küresel Uİ disiplini içerisindeki konumunu ve bu alanda çalışanların küresel, bölgesel ve ulusal gündemdeki temel meselelere ilişkin tutumlarını anlayabilmek ve açıklaya bilmek amacıyla, daha önce 2007 ve 2009’da Uluslararası İlişkiler Konseyi (UİK) tarafından gerçekleştirilen anket çalışmalarını takiben, bu sefer ABD’deki Institute for the Theory and Practice of International Relations at the College of William and Mary tarafından 2004’den bu yana sürdürülen Teaching, Research and International Politics - TRIP anketiyle işbirliği yapı larak, 2011 yılında Eğitim, Araştırma ve Uluslararası Politika Anketi– 2011 gerçekleştirildi. Bu rapor, anket çalışmasının sonuçlarını küresel ve Türkiye ölçeğinde karşılaştırmalı olarak sun mayı hedeflemiştir. Raporda sonuçlar, Uİ yazınında sözü edilen dünyada Uİ alanında Batının merkez ülkelerinin teori ürettiği, diğer ülkelerin ise yerel konularda uzmanlarla veri sağladıkla rı bir işlevsel merkez/çevre bölünmesinin olduğu iddiasını test edecek şekilde düzenlenmiştir.Article Türkiye'de Uluslararası İlişkiler Akademisyenleri ve Alana Yönelik Yaklaşımları Üzerine Bir İnceleme: Trıp 2014 Sonuçları(Uluslararası İlişkiler Konseyi Derneği İktisadi İşletmesi, 2016) Aydın, MustafaUluslararası İlişkiler (Uİ) disiplininin sınırları, özerk karakteri, diğer disiplinler ve dış politika uygulayıcıları ile etkileşimi gibi meseleler, Uİ literatüründe sıkça tartışılan araştırma konuları olmalarına karşın, bu konularda yapılan ampirik çalışmalar görece yetersizdir. Bu tartışmalara katkı sağlamak ve Türkiye’deki Uİ çalışmalarının gelişimini, mevcut durumunu, temel özelliklerini, küresel Uİ disiplini içerisindeki konumunu ve alanda çalışanların küresel, bölgesel ve ulusal gündemdeki temel meselelere ilişkin tutumlarını belirlemek için 2007 ve 2009’da Uluslararası İlişkiler Konseyi aracılığı ile ardından da 2011 ve 2014’te ABD’deki Institute for the Theory and Practice of International Relations at the College of William and Mary aracılığı ve UİK’in katkısıyla anketler yapılmıştır. Eylül 2014’te dünyada eş zamanlı olarak 31 ülkede yürütülen son çalışma kapsamında oluşan Türkiye raporu sonuçları, bu makalede 2007, 2009 ve 2011 araştırmalarıyla karşılaştırmalı olarak sunulmaktadır.Article Türkiye'ye Yönelik Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımcılarının İstihdama Etkisi(Marmara Üniversitesi, Sos. Bil. Enst., 2004) Bilgin, Mehmet HüseyinDoğrudan yabancı sermaye yatırımları, kalkınmaya olan katkısının anlaşılmasıyla, gelişmiş ve gelişmekte olan birçok ülkenin ilgi odağı haline gelmiştir. Günümüzde, yabancı sermayenin beraberinde getirdiği teknolojik gelişme ve istihdam artışının, yabancı yatırımları çeken ülkelerin ekonomilerine büyüme ve refah artışı olarak yansıdığı görüşü hakimdir. Öte yandan, gittikleri ülkelerde yeni iş olanakları yaratan doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının, ülkelerin işsizlik sorununun çözümüne de katkıda bulundukları, literatürde geniş bir kabul görmektedir. Bu bağlamda, çalışmanın temel amacı, Türkiye'ye yönelik doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının istihdam düzeyi üzerindeki etkisini analiz etmektir. Bu nedenle çalışmada, Türkiye'ye yönelik doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının, istihdam düzeyi üzerindeki etkisi ampirik olarak test edilmektedir. Bu amaçla kurulan ekonometrik modellerin sonuçlarına göre, Türkiye'ye yönelik doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının, istihdam düzeyi üzerinde anlamlı bir etkisi yoktur.
