İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi
Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/20.500.12469/51
Browse
Browsing İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi by Language "tr"
Now showing 1 - 20 of 61
- Results Per Page
- Sort Options
Article Citation - WoS: 1Toplumsal Olaylara Dair Episodik ve Semantik Bellek Süreçlerinin Heyecanlanma Düzeyi ile İlişkisinin Yaş ve Heyecanın Ölçüm Türü Açısından İncelenmesi(Istanbul Univ, 2020) Ece, Berivan; Öner, Sezin; Gulgoz, SamiThe major aims of the study were to investigate (1) the potential differences in arousal levels for episodic (EM) and semantic memory (SM) processes regarding public events and the comparison of these differences for different age groups, (2) the consistency of self-report versus objective measures of arousal, and (3) phenomenological characteristics of the events as function of memory type and arousal level. The sample consisted of 32 young adults whose ages ranged between 18 and 25 years (M = 20.60, SD = 2.22), 33 middle-aged adults aged between 40 and 55 years (M = 47.32, SD = 6.60), and 30 elderly people aged between 60 and 75 years (M = 69.97, SD = 6.16). Participants were asked to make a remember/know judgment for the 10 public events presented to them. They further answered event-related questions (SM) and questions regarding the context of hearing about the event (EM). Moreover, they reported their arousal level during recall and evaluated each event in terms of phenomenological characteristics such as importance, emotional intensity, and valence. Arousal level was also measured using physiological measurements with the GSR device. Based on self-reports, EM processes were associated with higher arousal levels compared to SM processes whereas the five physiological indicators of arousal displayed different patterns. Both EM and SM performance displayed an increase together with the increasing arousal levels, and young participants displayed higher levels of arousal and faster physiological responses than both middle-aged and elderly adults. When phenomenological characteristics were examined, remembered public events were rated more important, emotionally more intense and more negative than known events. Furthermore, higher arousal levels were associated with higher ratings of emotional intensity, importance and negativity. The reliability of self-reports and the critical role of applying objective measures were discussed together with the findings. Finally, some suggestions were proposed for future research on the basis of the current limitations and results.Article Citation - WoS: 1Nato's Emerging Threat Perception: Cyber Security in the 21st Century(Uluslararası İlişkiler Konseyi Derneği, 2014) Bıçakcı, SalihWestphalian state system has been deeply affected from the civilianization of the cyber space. It is possible to see the traces of nuclear war and its competition in this new post-Cold War period. The contemporary threats against the cyber space and their vague boundaries could clearly be seen in the examples. Cyber attacks in this new security environment towards long lasting alliance NATO and its members are giving important clues for the future. In this article one discussed defensive measures of NATO for these new threats and the process which determined the cyber security strategies. Upon this cyber defense strategy NATO tries to level the cyber capabilities of its members and takes the necessary steps to achieve this goal. The Lisbon summit endorsed the preparation of a new strategy that includes cyber defense and protection of the critical information infrastructure.Article Rekabet ve İşbirliği İkileminde Yönünü Arayan Türk-rus İlişkileri(Ahmet Yesevi Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanlığı, 2015) Çelikpala, MitatSon dönem Türk-Rus ikili ilişkileri, işbirliği ve stratejik ortaklık söylemleri etrafında tanımlamaktadır. 1990’lı yıllara hâkim olan rekabet söyleminin yerini alan bu yeni bakış açısı, TürkRus ikili ilişkilerinin seyrinde temel bir dönüşüme işaret etmektedir. İki ülkenin ilişkilerini geliştirirken işbirliğinin boyutlanmasını sağlayacak hedef bölgesi olarak, 1990’lı yıllarda rekabetin en yoğun biçimde yaşandığı Avrasya’yı seçmesi ise, Türk Dış Politikasının genel çizgisi ve ikili ilişkilerin seyri açısından, yaşanan dönüşümün farklı bir yönüne işaret etmektedir. Bu çalışmada, Türk-Rus ilişkilerinde yaşanan dönüşümün sebepleri ve sonuçları hem söylem hem de eylem boyutunda ve tarihsel süreç dikkate alınarak sorgulanmakta; bu dönüşümün Türkiye’nin Avrasya söylem ve politikalarına yansımalarının yanı sıra, Türk kamuoyu ile dış politika yapıcılarının rol tasavvurlarında gerçek bir dönüşümün söz konusu olup olmadığına cevaplar aranmaktadır.Article İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ SÜRECİNDE EKONOMİDEKİ YENİ KAVRAMLAR VE YAKLAŞIMLAR(Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2017) Ucal, Meltem Şengün; An, Nazan; Kurnaz, Leventİklim değişikliği günümüzde tüm dünya üzerinde etkili olmakla birlikte özellikle gelişmekte olan ülkelerde bölgesel bazda daha önemli etkilere sahip, gelecekte de ekosistem hizmetleri aracılığıyla insanlığı ciddi şekilde tehdit etme potansiyeli bulunan küresel bir sorundur. İklim değişikliğine büyük ölçüde insan aktivitelerinin yol açtığı düşünüldüğünde, iklim değişikliğinde ekonomik aktivitelerin rolünün tartışılmaz olduğu açıktır. Küresel nüfus artışına bağlı olarak ekonomik aktivitelerde de artış yaşanacağı ifade edilmektedir. Özellikle büyüme odaklı ekonomilerde ekonomik büyümenin sağlanması yönünde gerçekleştirilen ve nüfus artışıyla birlikte daha da artacağı düşünülen ekonomik aktivitelere bağlı fosil yakıt tüketimi ve arazi kullanımı değişikliği sonucu atmosferdeki sera gazı konsantrasyonu artmaktadır ve gelecek birkaç on yılda çok daha artması beklenmektedir. Ekonomik büyümenin istikrarlı bir şekilde devam ettirilebilmesi paralelinde doğal kaynakların sürdürülebilirliğinin sağlanması da büyük önem taşımaktadır. Ekonomik büyümenin hız kesmeden devam edeceğini varsaydığımızda çevresel sınırlamaların varlığını da dikkate almamız ve kaynakları sürdürülebilir hale getirmemiz gerekmektedir. Sürdürülebilir bir kaynak kullanımı da ancak kaynak kullanımının ekonomik büyümeden ayrıklaştırılması yoluyla mümkün görünmektedir ve bu kavram küresel kaynak akışı paralelinde dikkat edilmesi gereken bir kavram olarak ortaya çıkmaktadır. Çalışmamız bu temel üzerine kurulmuştur. Makale, ayrıklaştırmanın önemini vurgulamakta ve ayrıklaştırmayı her yönüyle ele almaktadır. Ayrıklaştırmanın nasıl ölçüldüğü ve ayrıklaştırma sürecinin nasıl izlenmesi gerektiği incelenerek, ayrıklaştırma açısından gelişmiş ülke ve gelişmekte olan ülke farklılıkları ve iklim değişikliği kapsamında ayrıklaştırma süreci değerlendirilmiştir.Article Kalkınma, Kapitalizmin Mantığı ve Eşit Olmayan Gelişme(İ.Ü. İktisat Fakültesi Mezunları Cemiyeti, 2011) Orhangazi, ÖzgürKapitalizm, ortaya çıkışından bu yana dünya üzerinde eşit olmayan bir gelişme üretmiştir. İlk başlarda, kapitalizmin ortaya çıktığı bölgeler ve bunların uzantılarıyla dünyanın geri kalanı arasında kurulan ilişkilerin yarattığı eşit olmayan gelişme dinamikleri, sistemin mantığı tarafından sürekli yeniden üretilmektedir. Dünyanın belirli yerlerinde ortaya çıkan iktisadi gelişme, çoğu zaman başka bölgelerde ‘azgelişme’ yaratmaktadır. Gerek 1980 öncesinin devletçi kalkınma politikaları gerekse daha sonra devreye sokulan neoliberal politikalar, ‘azgelişmiş’ ülkelerin ‘gelişmiş’ ülkeler seviyesine ulaşmasını sağlayamamıştır. Gerçek anlamda bir kalkınmadan söz edebilmek için bu piyasacı/devletçi kalkınma ikileminden koparak yeni bir paradigmanın arayışı içerisine girilmesi ve hem iktisadi hem de insani kalkınmanın sermayenin ihtiyaç ve kararlarının insafına bırakılmaması gerekmektedir.Article Nato-ab İlişkilerinde İşbirliği ve Çatışma Dinamikleri(Uluslararası İlişkiler Konseyi Derneği İktisadi İşletmesi, 2014) Açıkmeşe Akgül, Sinem; Dizdaroğlu, CihanSoğuk Savaş dönemi boyunca Avrupa-Atlantik bölgesinde güvenlik ve savunma alanında NATO’nun sahip olduğu üstün konum, Avrupa’da kendi kendine yetebilen bir güvenlik mekanizmasının oluşumunu engellemiştir. Soğuk Savaş sonrasında dönüşmeye başlayan NATOAB ilişkilerinde, 1998 St. Malo Zirvesi’nin kazandırdığı ivmeyle temelleri atılan OGSP bir dönüm noktası teşkil etmiştir. Bu tarihten itibaren iki örgüt ilişkilerinde işbirliği fırsatlarının yanı sıra çatışma alanları da belirmeye başlamıştır. NATO-AB arasındaki ilişkilerin kurumsal çerçevesini güçlendiren ve “Berlin-artı” düzenlemelerini de içeren bir dizi anlaşmanın varlığına rağmen günümüzde 22 ortak üyeye sahip iki örgüt arasında etkin bir işbirliğinden söz etmek yanıltıcı olacaktır. Başta AB üyesi olmayan NATO müttefiklerine uygulanan ayrımcılık olmak üzere, halen varlığını sürdüren kurumlar arası ayrışma ve ikilik gibi sorunlar NATO-AB ilişkilerinde gelişimin önünü tıkamaktadır. Bu makale, iki örgüt arasındaki sınırlı işbirliğinin yanı sıra, daha etkin bir işbirliğinin önünü tıkayan engelleri ele almaktadır.Article Neoliberal Ahlak ve Yoksulluk Kıskacında Batmanlı Kadınların Mikrokredi Deneyimleri(Doğu Akdeniz Üniversitesi Kadın Araştırmaları ve Eğitimi Merkezi, 2016) Arı, Semiha; Diner, ÇağlaBu çalışma, Batman’da Türkiye Grameen Mikrofinans Programı’na katılan kadınların kredileri ne amaçla kullandıkları bilgisinin yanı sıra onların program hakkındaki görüşlerini, borçluluk deneyimlerini ve yaşam koşullarını kadınların ağzından aktaracaktır. Küçük bir grup kadınla yapılan niteliksel bir araştırmaya dayanan çalışmanın ortaya çıkardığı bulgular, 2000’li yıllarda dünyada ve Türkiye’de giderek yaygınlaşan mikrokredi programlarının gerek söylemsel olarak gerekse de uygulamada neden bu kadar önem kazandığının sorgulanması gerektiğine işaret etmiştir. Mikrokredi programlarının bir parçası olduğu mikrofinans sektörünün büyümesi ve Türkiye’nin de arasında olduğu birçok devlet ve uluslararası kuruluş tarafından bizzat desteklenmesi kapitalizmin bugün ancak finansal genişleme yoluyla varlığını sürdürebiliyor olması ile yakından ilgilidir. Çoğu kere yoksullukla mücadele amacını güttüğünü iddia eden mikrokredi programları ayrıca devletlerin halklarına karşı sahip oldukları birçok yükümlülükten sıyrılmalarını öngören neoliberal yönetim mantığı ile de iyi bir uyum içerisindedir. Batman’da mikrokredi kullanan kadınlarla yapılan görüşmelere dayanan bu araştırma neoliberalizmle birlikte devletin nasıl dönüştüğü üzerine düşünmemize imkân tanımış ve devletin, ekonominin ve yönetim mantığının değiştiği bu dönüşümde kadınlara ne tür rol ve fonksiyonlar biçildiğini daha açık bir şekilde görmemizi sağlamıştır.Other Avrupalı İkinci Nesil Türk Göçmenlerin Okul Başarısı(Türk Psikologlar Derneği, 2014) Baysu, Gülseli; Phalet, KarenAvrupa’daki okulların en büyük sorunlarından biri göçmenlerin yerlilere kıyasla okulda daha başarısız olmasıdır. Bu derleme makalesinin amacı İsveç, Belçika, Avusturya ve Almanya’da büyük şehirlerde yaşayan yerli ve ikinci nesil Türk göçmenlere odaklanarak, okul başarıları arasındaki farkı betimlemek ve sosyal psikolojik bir bakış açısıyla açıklamaktır. Bulgular beş ana başlık altında toplanmıştır. (1) İlk olarak okul başarısını betimleme amacı doğrultusunda dört Avrupa ülkesinde de göçmen ve yerli öğrencilerin okul hayatları boyunca başarılarında gitgide artan bir fark bulunmuştur. Bu farkı açıklamak için, sosyal kimlik kuramına ve sosyal kimlik tehdit algısına yönelik araştırmalardan yararlanılmıştır. (2) Gruplar arası ilişkilere bakıldığında, arkadaşlıklar ve öğretmen desteği, göçmenlerin okulda kendini güvende ve kabul görmüş hissetmesine yol açarak okul başarısını artırmaktadır. Öte yandan, ayrımcılık okula adaptasyonu zorlaştırmaktadır. (3) Sosyal kimlik stratejileri okul başarısını ve adaptasyonunu belirlemektedir. Çiftkültürlü öğrenciler (hem Türk hem Belçikalı hissetmek) okulda ayrımcılığa veya olumsuz kalıpyargılara maruz kaldıklarında bundan daha fazla zarar görmekte, bu da okul başarılarını ve test performanslarını olumsuz etkilemektedir. (4) Segregasyon, gruplar arası arkadaşlıkları azaltıp ayrımcılık algısını artırarak, okul başarısı ve adaptasyonu üzerinde olumsuz bir etkiye yol açmaktadır. Ancak göçmenlerin çoğunluğu oluşturduğu okullar onları ayrımcılıktan korumaktadır. (5) Göçmenler, Almanya gibi hiyerarşik olarak yapılandırılmış eğitim sistemlerinde (akademik ve meslek odaklı ortaöğretim gibi) daha başarısız olmaktadır. Sonuç olarak, bu derlemede sosyal psikolojik yaklaşımın, özellikle sosyal kimlik tehdit algısı ve gruplar arası ilişkilerin, göçmenlerin okul başarısını belirlemekte önemli bir rol oynadığı ifade edilmektedir.Article Atlantik Paktı’ndan Nato’ya: Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Türkiye’nin Konumu ve Uluslararası Rolü Tartışmalarından Bir Kesit(Uluslararası İlişkiler Konseyi Derneği İktisadi İşletmesi, 2012) Yanık, Lerna K.Bu makale Türkiye’nin Kuzey Atlantik İttifakı’na (NATO) giriş sürecinde dış politika söylemleri aracılığıyla oluşan kimliği, eleştirel jeopolitik çerçevesinde irdelemektedir. Bu makalenin ana tezi ülkelerin dış politika yoluyla oluşturdukları kimliklerin sadece konum, kültür ve değerden ibaret olmadığı, bu denkleme bir de ülkelerin üstlendikleri uluslararası işlevin eklenmesi gerektiğidir. Türkiye örneğini değerlendirmek amacıyla Türkiye’nin NATO’ya girişinden hemen önce ve sonrasında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) yapılan çeşitli konuşmalar incelenmiştir. Varılan sonuç bu yıllarda konum, kültür ve değer olarak kendini Batılı sayan Türkiye’nin Doğu’ya uzanmayı görev olarak bellediği ve dolayısıyla üstü kapalı bir eşiksel kimlik yaratıldığıdır.Article 2015 PARİS İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ KONFERANSI ÇERÇEVESİNDE NÜKLEER ENERJİ: BİR ÇÖZÜM MÜ, YOKSA BİR SORUN MU?(Rasim Özgür Dönmez, 2017) Keçeci, F. Orçunİklim değişikliği sadece gelişmekte olan ülkeler için değil aynı zamanda gelişmiş sanayi toplumları için de küresel bir sorundur. Karbondioksit (CO2) yayarak daha fazla fosil yakıt tüketmek iklim değişikliğine yol açar ve bu sorun insan faaliyetlerinden kaynaklanır. İklim değişikliğinin bir sonucu olarak küresel ısınma tüm insanlığı ve ekolojik dengeyi tehdit etmektedir. Devletler arasındaki farklılık ve sorunlara rağmen; dünya ülkeleri son zamanlarda iklim değişikliğiyle uluslararası arenada mücadele etmektedir. Özellikle iklim değişikliğine yönelik riskleri azaltmak amacıyla Kasım 2015’te gerçekleştirilen Paris İklim Değişikliği Konferansı’ndaki en önemli meselelerden birisi nükleer enerjidir. Bu bağlamda, bu makale nükleer enerjinin iklim değişikliğine katkı sağlayıp sağlamayacağını incelemektedir.Article Başarısızdevlet-demokratik Model Ülke Sarmalında Gürcistan'ın 20 Yılı(2012) Çelikpala, MitatGürcistan, bağımsızlığın ilan edildiği 1990’lı yıllardan bu güne zayıf siyasi, ekonomik ve finansal yapısı ile etnik sorunlarıyla sürekli olarak bir başarısız devlet görüntüsü sergiledi. Ülkede güçlü, demokratik ve kapsayıcı bir siyasi liderin çıkmaması, etkin muhalefetin oluşamaması birçok sorunlara yol açtı. Gürcistan’ın kısa vadeli geleceği, 2012’de yapılacak parlamento seçimleriyle nasıl bir parlamento oluşacağı ve 2013’te yapılacak başkanlık seçimlerinin nasıl seyredeceği konusuna bağlıdır. Seçimlerden sonra yürürlüğe girecek anayasa değişikliklerinin nasıl bir düzen oluşturacağı, Saakaşvili’nin siyasi tavrı ve geleceği, Gürcistan’ın ana gündemini belirleyecektir. Gürcistan’ın en büyük sorunu, Saakaşvili’nin karşısına 2003–2004 dönemindeki gibi etkili ve güçlü bir yeni Saakaşvili’nin çıkmamış olmasıdır. Saakaşvili’nin Rusya’dakine benzer bir “Putin-Medvedev” senaryosunu mu tercih edeceği yoksa farklı ve demokratik bir yol mu izleyeceği henüz belirsizliğini korumaktadır.Article 2000’li Yıllarda Yapısal Dönüşüm ve Emeğin Durumu(DİSK Birleşik Metal-İş, 2019) Orhangazi, ÖzgürTürkiye ekonomisi 2000’li yıllarda büyük bir yapısal dönüşüm yaşamış ve tarımın milli gelir ve istihdam içerisindeki payı hızlı bir biçimde düşmüştür. Bu süreçte proleterleşme artmış ve Türkiye giderek daha fazla bir ‘ücretliler toplumu’ haline gelmiştir. Ne var ki ekonominin ve özellikle sanayi sektörünün istihdam yaratma kapasitesi görece düşük kalmıştır. Bunun sonucu yüksek işsizlik oranları ve düşük işgücüne katılma oranları olarak karşımıza çıkmaktadır. Dış sermaye girişlerine bağımlı, borç artışına dayanan, inşaat odaklı bir büyüme modelinin hakim olduğu ve uygun istihdam ve sanayi politikalarının geliştiril(e)mediği bu dönemde istihdam ağırlıklı olarak üretkenliği düşük hizmetler sektöründe yoğunlaşmıştır. İşgücü piyasalarının temel özellikleri olarak işsizlik oranlarının yüksek olması, yedek işgücü ordusunun genişliği ile sendikalaşma ve toplu iş sözleşmesi oranlarının oldukça düşük olması öne çıkmıştır. Aynı zamanda işgücü piyasaları giderek güvencesizleştirilerek taşeronlaşma ve esnek istihdam biçimleri yaygınlaştırılmaya çalışmıştır. Bu dönemde yine de reel ücretlerde belirli bir yükselme gözlemlense de bu, verimlik artışının ve dolayısıyla GSYH artışının gerisinde kalmıştır.Article Rus-ab İlişkilerinde Stratejik Ortaklıktan Stratejik Depresyona(Millî Savunma Üniversitesi Atatürk Stratejik Araştırmalar Enstitüsü, 2008) Musaoğlu, Neziha; Özgöker, Celil UğurDoğu Bloku ve SSCB, 1989’dan sonra dağılma sürecine girmesiyle ekonomik ve siyasi bakımdan zor duruma düşerek AB’nin iktisadi ve mali yardımına muhtaç kalmıştır. Rusya, 1990’dan sonraki on yılda AB ile siyasi ve stratejik ilişkilerinde yumuşak bir çizgi takip etmiştir. 1999’da Putin’in Rusya Devlet Başkanı seçilmesi ve 2000’li yılların başından itibaren başta doğalgaz ve petrol olmak üzere hammade fiyatlarındaki büyük artış Rusya’nın millî gelirini muazzam miktarda arttırmıştır. Bunun sonucu Rusya’nın AB’ye karşı izlediği siyasi ve stratejik ilişkileri de sertleşmiştir. Dünyanın en zengin petrol ve doğalgaz kaynaklarına sahip olan Rusya, 1990’lı yıllarda oluşmuş bütün borçlarını 2000’li yıllarda ödediği gibi elinde de büyük miktarda dolar döviz rezervi biriktirmiştir. AB’nin ekonomik ve mali yardımına muhtaç olmayan Putin’in Rusyası eski ekonomik gücüne kavuşunca siyasi ve askerî bakımdan da SSCB’nin eski parlak günlerine dönme özlemiyle politikalar oluşturmaya başlamıştır. Bu bağlamda AB’nin Kosova’nın bağımsızlığını tanımasına sert tepki göstermiş, Gürcistan’ın Abhazya ve Güney Osetya üzerindeki egemenlik iddialarına karşı çıkmış ve Ağustos 2008’de Gürcistan’a askerî müdahelede bulunmuştur. Ayrıca NATO’nun Ukrayna, Gürcistan ve Azerbaycan gibi Karadeniz ve Kafkasya ülkeleri ile genişlemesine karşı çıkmakta ve enerji kozunu AB’ye karşı bir silah olarak kullanmaktadır. Bu politika kapsamında daha önce Rusya ile AB arasında imzalanan Stratejik Ortaklık ve İşbirliği Anlaşmasını (SOİA) uzatmayı reddetmiş ve kendi ulusal çıkarları doğrultusnda SOİA’da AB’den önemli değişiklikler talep etmiştir. Böylece 1990’lı yılların başından sonra Rusya ile AB arasında başlayan Stratejik Ortaklık, 2000’li yılların başında Stratejik Depresyona dönüşmüş bulunmaktadır.Article Citation - WoS: 1Turkey and the Caucasus: Transition From Reactive Foreign Policy To Proactive Rhythmic Diplomacy(Uluslararası İlişkiler Konseyi Derneği, 2010) Çelikpala, MitatThe consequences of the August 2008 Russian-Georgian War have deeply influenced not only the Caucasus but overall global stability as well. Turkey as a regional actor which claims to follow active diplomacy in her region has also been directly affected. Currently Turkey has positioned itself as a regional actor with a 'new' political perspective and has responded to developments in order to give the events shape and to ensure stability in the region. This attitude has caused controversies. The Caucasus became an interesting example to monitor Turkish foreign policy implementations with mottos such as 'zero problems with neighbors' problem-solving country' and 'rhythmic diplomacy' Turkey's policies and reactions to developments taking place in the Caucasus will help us to analyze and understand foreign policy objectives policy-making processes and the overall course of Turkish foreign policy This study makes a comprehensive assessment of Turkey's foreign policy in the Caucasus before and after August 2008.Article Türkiye'de Sürdürülebilir Enerji Politikaları Kapsamında Nükleer Enerjinin Konumu(İstanbul Üniversitesi, 2012) İşeri, Emre; Özen, CemKüresel iktisadi ve sosyal kalkınmanın önünü açacak olan sürdürülebilir kalkınma politikaları üretmek yirmi birinci yüzyılın önceliklerinden biri haline gelmiştir. Bu tip politikaların izlenebilmesi için ekonomik, sosyal ve çevresel boyutların dâhil edildiği bütünsel bir yaklaşımın gerekmektedir. Enerji meselesi, tam bu boyutların kesişme noktasında yer almaktadır. Bu çerçevede, düşük karbon emisyon salınım değerleri nedeniyle fosil yakıtlara önemli bir alternatif olarak sunulan nükleer enerjinin Türkiye özelinde ne derece sürdürülebilir bir enerji kaynağı olduğu avantajlı ve dezavantajlı yanlarıyla beraber dengeli bir şekilde değerlendirilecektir. Türkiye'nin sürdürülebilir enerji geleceğinin tesisi yolunda nükleer enerjiden elektrik üretmesinin ancak sosyal ve çevresel risklerin asgariye indirilmesi ama hepsinden daha önemlisi sosyal kabulün sağlanması durumunda tercih edilebilir olacağı tartışılacaktır.Article TÜRK İMALAT SANAYİ SERMAYE STOKU TAHMİNİ ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA: 2003-2015(Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2017) Tunçsiper, Bedriye; Gazel, Tuğçe UygurtürkEn temel üretim girdilerinden biri olarak sermaye, üretimin analizi ve değerlendirilmesi çalışmalarında kritik bir role sahiptir. Diğer girdilerden farklı olarak üretime azalan oranlarda da olsa katkısı bir dönemden fazla olan sermaye girdisinin; bu doğrultuda doğru hesaplanması iktisadi faaliyet kollarının özellikle verimlilik analizi çalışmaları için önemli bir gerekliliktir. Bu araştırmanın amacı Türk imalat sanayi alt sektörlerinde (NACE 2’li kodda) güncel veri seti kullanarak sermaye birikim verisinin oluşturulmasıdır. Çalışmada sermaye stoku (birikimi) hesaplamada genel olarak başvurulan yöntem olan Aralıksız Envanter Yöntemi (AEY)’e başvurulmuştur. 2003-2015 yılları arasında sermaye stok girdisi oluşturulan imalat sanayi alt sektörlerinin her biri için yıllara göre toplam sermaye stoku içindeki değişim oranları ve sıralamaları sunulmuşturOther Dış Siyaseti ve Askerî Stratejileriyle İkinci Dünya Savaşı Türkiye Si İlhan Tekeli ve Selim İlkin 1. Cilt, İletişim Yayınları, İstanbul, 2013, 669 Sayfa.dış Siyaseti ve Askerî Stratejileriyle İkinci Dünya Savaşı Türkiye'si İlhan Tekeli ve Selim İlkin 1. Cilt, İletişim Yayınları, İstanbul, 2013, 669 Sayfa.(Uluslararası İlişkiler Konseyi Derneği İktisadi İşletmesi, 2015) Valansi Franco, Karel[Abstract Not Available]Article Citation - WoS: 3Citation - Scopus: 5Nato's Evolution and Turkey's Contribution To the Transatlantic Security(Uluslararası İlişkiler Konseyi Derneği, 2015) Güvenç, SerhatTurkey has been member of NATO for more than six decades. Turkey's contributions to NATO's collective defense have evolved in quantity and quality in step with changes in the ends and means of security. In terms of its contributions to the alliance, two elements of continued stand out. The first one is Turkey's location. Its proximity to zones of risks and threats in NATO's assessments has turned Turkey into an asset. The other element is Turkey's ability to raise and maintain a large army at a relatively low cost. This has been considered Turkey's "competitive edge" in NATO. Its real estate value and its large army constituted the two main pillars of Turkey's contribution to NATO during the Cold War. Turkey has shifted its emphasis away from quantity to quality to meet NATO's evolving requirements for post-Cold War out-of-area collective security missions. Nevetheless, Turkey's real estate value has come a full circle for the alliance with Ankara's decision to host an radar site as part of NATO's Anti-Ballistic Missile Defense System.Article Nato’nun Gelişen Tehdit Algısı: 21. Yüzyılda Siber Güvenlik(Uluslararası İlişkiler Konseyi Derneği İktisadi İşletmesi, 2014) Bıçakcı, SalihSiber uzayın sivilleşmesiyle birlikte Vestfalya sisteminin getirdiği ulus devlet modeli derinden etkilenmiştir. Soğuk Savaş sonrasında ortaya çıkan bu yeni dönemde nükleer savaşın ve çekişmenin izlerini görmek mümkündür. Siber Uzayın günümüzde karşı karşıya kaldığı tehditler ve bunların henüz netleşmemiş sınırları örneklerde net olarak görülmektedir. NATO gibi uzun soluklu bir güvenlik ittifakına ve üyelerine bu yeni güvenlik ortamında yapılan siber saldırılar, gelecek adına önemli ipuçları vermektedir. Bu makalede NATO’nun bu yeni tehditlere karşı aldığı tedbirler ve belirlenen siber güvenlik stratejileri ortaya çıkaran süreç tartışılmıştır.Article Citation - WoS: 1Dynamics of Cooperation and Conflict in Nato-Eu Relations(Uluslararası İlişkiler Konseyi Derneği, 2014) Acikmese Akgul, Sinem; Dizdaroğlu, CihanNATO's supremacy in the security and defence structures of the Euro-Atlantic region during the Cold War era has prevented the development of a self-sustained European security mechanism. With the end of the Cold War specifically with the St. Malo Summit in 1998 which was a breakthrough in the advancement of the Common Security and Defence Policy the NATO-EU relationship became pronounced. Since then opportunities for and difficulties of collaboration have both defined this inter-institutional relationship between NATO and the EU. Despite a series of arrangements for strengthening the institutional framework of NATO-EU relations as well as the Berlin-plus agreements the argument of an effective cooperation between two organizations would be misguided. Particularly discrimination against the non-EU NATO allies as well as the existence of challenges such as decoupling and duplication are hampering progress in NATO-EU relations. This article aims at shedding a light on the limited cooperation between these two organizations by focusing on the current challenges.