TR-Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.12469/4467
Browse
Recent Submissions
Article Toplu İş Sözleşmesi Yetkisine İtiraz Davasının Toplu Sözleşme Hakkını Ortadan Kaldıran 'Yapısal Soruna' Dönüşmesi(2025) Çatalkaya, Deniz Ugan; Heper, Hande; Güzel, AliHukuk sistemimizde hem toplu pazarlık ve toplu sözleşme hakkı, batı ülkelerine kıyasla çok daha geç kabul edilmiş, hem de yasal düzenlemelerle sendika özgürlüğünün önce yasaklamaya, sonra da kısıtlamalara maruz bırakılmış olması nedeniyle güçlü bir sendikal örgütlenme ve toplu pazarlık uygulaması gelişememiştir. Ülkemizde toplu sözleşme hakkının etkili şekilde kullanılamamasının, yasal düzenlemeden ve sistemin işleyişinden kaynaklı gerekçeleri arasında, Anayasa Mahkemesinin de yapısal sorun olarak nitelendirerek tespit ettiği yetki itiraz sürecinin makul sürede çözüme kavuşturulamaması da bulunmaktadır. Yetki itiraz sürecinin yıllar süren çözümsüzlüğe neden olması, işçilerin toplu sözleşme hakkından ve bir bütün olarak sendika hakkından yararlanamamaları sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle bu incelemede, toplu iş sözleşmesi yetki sistemi, Anayasa Mahkemesinin yapısal sorunu tespit ettiği kararı ışığında değerlendirme konusu yapılmıştır. Toplu sözleşmeden yararlanabilen işçi oranlarının yüksek olduğu etkili bir toplu sözleşme sisteminin oluşturulabilmesi için, temsil gücüne sahip sendika(lar)ın belirlenmesinde alternatif ölçütlerin benimsenmesi; toplu pazarlığa, özerklik ilkesine uygun bir yaklaşım sergilenerek yetki meselesinin kamu makamlarının vesayetine terk edilmemesi üzerinde durulmuş ve esasında işkolunun tespitinden, toplu sözleşme düzeyine ve yetkisine kadar toplu pazarlık ve toplu iş sözleşmesi sisteminin bütününe yönelik yeni bir model geliştirilmesi ihtiyacına dikkat çekilmiştir.Article Deniz Güvenliğinde Siber Güvenlik ve Gizlilik: Teoriler, Zorluklar, Vaka Çalışmaları ve Gelecek Beklentileri(2025) Erdoğan, Alperen; Erdogan, Nuray SogunmezDenizcilik alanı küresel ticaret, ulaşım ve güvenlikte önemli bir rol oynamaktadır. Ancak dijital teknolojilerin denizcilik operasyonlarına giderek daha fazla entegre olmasıyla birlikte siber güvenlik ve gizlilik önemli endişeler olarak ortaya çıkmıştır. Bu araştırma makalesi, denizcilik alanında siber güvenlik ve gizliliğin altında yatan teorileri incelemekte, temel zorlukları belirlemekte ve bu sorunların ele alınmasına yönelik gelecekteki beklentileri tartışmaktadır. Nitel araştırma metodolojisi kullanılarak mevcut literatür, vaka çalışmaları ve teknolojik gelişmeler analiz edilerek denizcilikte siber güvenliğin güncel durumu hakkında fikir edinilmiştir. Bilimsel veri tabanları (Web of Science, Scopus, EBSCO, Google Scholar, DOAJ ve TR Dizin), kitaplar, raporlar ve bültenler başlıca araştırma alanları olmuştur. “Siber güvenlik”, “siber”, “güvenlik”, “denizcilik güvenliği”, “deniz bilimleri güvenliği” ve “gizlilik” gibi konular, başlıklar, özetler ve anahtar kelimeler analiz edilmiştir. En çok okunan, indirilen ve atıfta bulunulan dokümanlar ve makaleler araştırılmış, analiz edilmiş ve incelenmiştir. Bu makalede vaka çalışmaları da gözlemlenmiş ve çalışmaya dahil edilmiştir. Bulgularımız; riskleri azaltmaya, güvenli ve özel denizcilik operasyonlarını sağlamak için gerçek çerçevelere, uluslararası işbirliklerine ve gelişmiş teknolojilere olan ihtiyacı vurgulamaktadır.Article Gemi Türü Seçimini Etkileyen Faktörlerin Analitik Hiyerarşi Süreci (AHP) Yöntemi Kullanılarak Değerlendirilmesi(2020) Görçün, Ömer FarukDenizyolu taşımacılığı lojistik süreçlerin yanı sıra, küresel tedarik zincirleriiçin giderek artan bir öneme sahiptir. En az iki liman arasında uzun mesafelive diğer taşıma türlerine kıyasla düşük maliyetli taşımacılık faaliyetiyapılmasına olanak sağlayan denizyolu taşımacılığının en temel unsurlarınınbaşında gemiler ve deniz araçları gelmektedir. Bu kapsamda denizyolutaşımacılığı çerçevesinde uygun gemi türünün seçimi son derece kritik birkarar olarak tanımlanabilmektedir. Gemi türü seçimi ile ilgili alınabilecek olasıkarar alternatifleri çok sayıda faktör tarafından etkilendiği için, söz konususeçim bir Çok Kriterli Karar Alma problemi (ÇKKV) olarak tanımlanabilir. Buçalışmada Analitik Hiyerarşi Prosesi (AHP) metodolojisi uluslararası lojistikfaaliyetlerde kullanılacak gemilerin türlerine ilişkin seçim süreçlerinde kararalıcılar tarafından karar alma süreçlerinde matematiksel bir model olarakkullanılabilecek yapısal ve sistematik bir çerçeve olarak önerilmektedir.Article Cartographie Des Espaces De Rencontre : Stratégies Spatiales Des Jeunes Adultes Utilisant Des Applications De Rencontres Géolocalisées En Turquie(2024) Cöbek, Gözde; Sunam, Aylin; Kaya, Yiğit BahadırCet article donne un aperçu des stratégies spatiales des jeunes adultes résidant dans des villes métropolitaines et non métropolitaines qui utilisent des applications de rencontres géolocalisées. L’étude porte sur l’analyse de 64 jeunes utilisateurs, âgés de 18 à 30 ans et résidant dans six villes différentes de Turquie. La méthode de cartographie cognitive floue (Kosko, 1986) a permis de mieux comprendre leurs stratégies spatiales et leurs processus décisionnels. Les résultats de l›étude révèlent que le genre, l›orientation sexuelle et les modèles géographiques inhérents au milieu culturel (métropolitain et non métropolitain) exercent une influence prononcée sur les stratégies spatiales des utilisateurs d›applications de rencontres géolocalisées et sur les tactiques qu›ils emploient lorsqu›ils rencontrent des partenaires potentiels dans la ville. L›étude apporte une contribution significative à la littérature existante sur le sujet en démontrant l›influence de facteurs tels que l›anonymat, la pression sociale et les préoccupations en matière de sécurité sur les pratiques des utilisateurs d›applications de rencontres géolocalisées en ce qui concerne leur utilisation des espaces urbains.Other Beşerî Bilimlerin 50 Rengi: Çevreci, Dijital, Tıbbi ve Posthüman Sesler Üzerine(2024) İbrişim, Deniz GündoğanFelsefe, edebiyat, biyoloji, tıp, ekoloji, etik ve teknoloji alanlarında yürütülen tartışmaların birbiri içine geçen tarihsel ve düşünsel süreçlerini irdeleyen Beşerî Bilimlerin 50 Rengi: Çevreci, Dijital, Tıbbi ve Posthüman Sesler (2023) kitabı, Başak Ağın ve Zümre Gizem Yılmaz editörlüğünde Kapadokya Üniversitesi Yayınları’ndan çıktı. Beşerî Bilimlerin 50 Rengi, kapsadığı alan, ele aldığı kavram ve konularla dünyada ve Türkiye’de süregelen güncel akademik çalışmaları takip eden herkes için çok önemli, başucu kaynağı niteliğinde bir eser. İnsan faaliyetlerinin gezegenin tarihini şekillendirmede nasıl baskın güç hâline geldiğini gösteren Antroposen Çağı’nda, yaşamakta olduğumuz iklimsel, ekolojik, kültürel, ekonomik, toplumsal ve siyasal krizlerle nasıl başa çıkacağımızın, onlara nasıl yanıt vereceğimizin ve en önemlisi de hikâyelerimizi nasıl kuracağımızın temellerini oluşturan çok sayıdaki kavram ve yaklaşımı Türkçede ilk kez bir çalışma, böylesi geniş bir kapsamda bir araya getiriyor. Beşerî Bilimlerin 50 Rengi’nin önerdiği kavramlar, metodolojiler ve gelecek kurgusu üzerine kitabın editörleri Başak Ağın ve Gizem Yılmaz ile söyleştik.Article Grup Psikoterapilerinde Postmodern Yaklaşımlar: Kabul ve Kararlılık Terapisi, Şema Terapi ve Pozitif Grup Terapisi(2025) Baykal, Nur Başer; Mert, Elif BestenigarGrup psikoterapisinin, depresyon, kaygı, travma sonrası stres bozukluğu, bağımlılık ve kişilerarası ilişkiler konularında oldukça etkili bir tedavi yöntemi olduğu birçok çalışma ile ortaya konmuştur. Ayrıca, maliyet ve etkililik açısından bireysel psikoterapilere kıyasla çeşitli avantajlara sahiptir. Ancak, ülkemizde grup psikoterapilerinin uygulama alanı ve bilinirliği sınırlıdır. Grup psikoterapisi uygulayacak olan uzmanların belirli bir teorik yönelim ve kuram benimsemesi, terapi ilişkisi ve sürecinin başarısı açısından oldukça önemlidir. Bu çalışmanın amacı, diğer ülkelerde son zamanlarda sıklıkla kullanılmaya başlanan, ancak ülkemizde yeni gelişen güncel ve postmodern grup yaklaşımlarından olan kabul ve kararlılık grup terapisi, şema grup terapisi ve pozitif psikoterapi grup terapilerinin temel öğeleri, seans akışları, terapistin grup içindeki rolü ve grup terapi süreçleri hakkında bilgi vermektir. Bu çalışma, grup uygulamaları yapacak olan uzmanlara ve grup terapileri ile ilgili eğitim almak isteyen öğrencilere, bahsedilen üç ekolün grup süreci ve terapistin konumu ile ilgili temel bilgileri aktarmayı hedeflemektedir.Article Türkiye'de Tasarım Merkezlerine Eleştirel Bakış: Ekosistem Temelli Etkileşim Modeli(2025) Tengüz, Ünsal Hızır; Tiryakioğlu, Hazan KaraTürkiye’de tasarım politikalarının sektöre etkileri incelendiğinde, 2016’da yayımlanan Ar-Ge Reform Paketi sonrasında Tasarım Merkezleri (TM) için sağlanan teşviklerin öne çıktığı görülmektedir. Teşvikler, katma değerli üretim, markalaşma ve uluslararası pazarlara açılma hedefleriyle, Ar-Ge merkezlerine benzer bir yapısal destek mekanizmasıyla şekillenmiştir. ‘Özel sektör TM’leri’ tanımlamasıyla çerçevelendirilmiş mevzuatlar doğrultusunda; tasarım, teknoloji ve insan kaynaklarına yapılan yatırımların, teknolojik yenilik, rekabet gücünün artışı ve yaşam kalitesinin yükselmesi olarak geri dönüş sağlayacağı öngörülmüştür. İlgili kanun maddeleri yürürlüğe girdiği tarihten bu yana Bakanlık yetkilileri tarafından medya kanalları aracılığıyla, TM belgesi alan kurumlarla ilgili sayısal vurgular öne çıkarılmıştır. 2024 yıl sonu itibariyle faaliyette olan TM-sayısı 332’ye ulaşmıştır. Bu makalede, Türkiye’de tasarım politikalarının bir yansıması olarak öne çıkan TM teşviklerinin kapsayıcılığı sorgulanmakta, yenilikçi ve yaratıcı ekosistemi destekleme potansiyeli tartışılmaktadır. Nitel araştırma temelinde çoklu vaka çalışmaları için TM yetkilileri ile mülakatlar gerçekleştirilmiş, tematik veri analizi yapılmıştır. Literatür ve alan çalışması verilerinin birbirini desteklediği şekilde, TM ekosisteminde Ulusal İnovasyon Sisteminin gelişimini destekleyen birbirinden farklı yapıda çeşitli merkezlerin yer aldığı ortaya çıkmıştır. Kamu kaynakları ile desteklenen TM’lerin yanı sıra, farklı altyapı, destekleyici, organizasyon yapısı ile farklı faydalanıcılara yönelik yenilikçi ürün ve hizmetler sunan veya bu hizmetlerin sunulmasına dolaylı olarak etki eden merkezlerin ekosistemi zenginleştiren oyuncular olarak yer aldıkları tespit edilmiştir. Sonuç olarak varılan etkileşim modeli ile, tanımlanmış dört temel TM kategorisinin, açık inovasyon paradigması doğrultusunda iş birlikleri ve etkileşim mekanizmalarıyla yaratıcı ekonomi ve yenilik ekosistemini tetikleyen ve sürdürülebilir kılan bir dinamizm sağladığı belirlenmiş, Türkiye’de TM’lerin yenlik ekosistemi içinde daha etkili kullanılabilmesi için sistem hatalarına neden olan belirlenmiş gereksinimler doğrultusunda stratejik öneriler geliştirilmiştir.Article Çağının Mimarlık Ortamına Katkılarıyla Diyarbakır Artuklu Sultanı Nâsırüddin Melik Salih Mahmud (1200-1222)(Istanbul Univ, Research Inst. Turkology, Dept Art History, 2025) Alper, MehmetNâsırüddin Melik Salih Mahmud (M 1200-1222), Diyarbakır ve Mardin Bölgesinde 1102-1409 yılları arasında üç kol hâlinde hüküm sürmüş Artuklu Beyliği'nin Hasankeyf ve Diyarbakır kolunun sultanıdır. Hükümdarlığı süresince imar faaliyetlerine önem veren Nâsırüddin Melik Salih Mahmud’un siyasi kimliğinin ötesinde çağının önemli yapılarının hem banisi hem de mimarı olduğu yapıların inşa kitabelerinden açıkça anlaşılmaktadır. Yedi Kardeş Burcu (M 1208-1209) ve Devegeçidi Köprüsü, Nâsırüddin Melik Salih Mahmud’un planları doğrultusunda inşa edildikleri kitabelerindeki tersim (tasarımı yapan) ifadeleriyle belirtilen iki mimari eseridir. Her ne kadar inşa kitabelerinde belirtilmemiş olsa da Ulu Beden Burcu ve Artuklu Sarayı’nın mimari özellikleri ile Nâsırüddin Melik Salih Mahmud’u simgelediği düşünülen çift başlı kartal armalı süslemeleri göz önünde bulundurulduğunda yine onun tasarımıyla inşa edildiği kabul edilmektedir. 1200 – 1222 yılları arasında hüküm sürmüş Artuklu Sultanı Nâsırüddin Melik Salih Mahmud dönemi imar faaliyetle- rinin ele alındığı bu çalışmada, bu dönemde Diyarbakır’da inşa edilen yapılar incelenmiştir. Literatür çalışmalarıyla edinilen bilgiler, “Diyarbakır Surları Koruma Projesi” kapsamında gerçekleştirilen restorasyon çalışmaları sırasında elde edilen bulgularla birlikte değerlendirilerek, Nâsırüddin Melik Salih Mahmud dönemi çok yönlü olarak irdele- nerek bani-mimar ilişkisi ve yöneticinin tasarım sürecine katkısı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ayrıca, Diyarbakır’ın en eski kilisesi olduğu kabul edilen ve MS 3 yüzyıla tarihlendirilen St. George Kilisesi’nin Artuklu Dönemi eki olan avlu bölümünü tarihlendirmeye ve inşa edildiği dönemdeki işlevi konusuna açıklık getirmesi amaçlanmıştır.Article Yaşlılık Denen O Uzak Ülkeyi Yakın Kılmak: Mohamed El Khatib'ten La Vie Secrète Des Vieux (Yaşlıların Gizli Yaşamı) Oyununda Biçim ve İçeriğin Örgüsü(Istanbul University Press, 2025) Hemiş, ÖzlemBu makalede 78. Avignon Festivali'nde yer alan, Mohamed El Khatib'in yazıp yönettiği ve sahnede kendisinin de kolaylaştırıcı olarak yer aldığı La vie secrète des vieux (Yaşlıların Gizli Yaşamı) adlı oyunu incelenmektedir. Yapıt, yaşlıların çocuklaştırılması, huzurevlerinde ve bakımevlerinde aldıkları hizmetlerin niteliği ve sağlık koşullarının aksine sosyolojik inceleme alanları dışında kalan ve yaşlıların yaşamsal sorunları arasında görülmeyen aşk hayatlarını ele alır. La vie secrète des vieux, aşkın insanı yaşama bağlayan nüvesini, aşkın fiziksel yönünü, temasın anlamını huzurevlerinde yaşamakta olan yetmiş beş yaş üstü bireylerin bizzat kendilerinin sahne üstünde bizzat anlattıkları bir çalışmadır. Khatib’in bu oyununun ayırt edici özelliği yaşlıların kendilerini anlatmasına olanak vermesi, toplumun farklı katmanlarının birbirini anlamasına bir zemin oluşturması ve bu yolla kuşaklar arası köprü kurmasıdır. Makalenin amacı belgesel tiyatro ile kamu yararına tiyatro gibi türler arasında sınıflandırılmayı tercih etmeyen Khatib’in tiyatroya yaklaşımını araştırmak, biçim ile içerik ilişkisine odaklanarak sanatçının kendi oluşturduğu özgün biçimin kaynaklarını incelemektir.Article Turizm Alanyazınında Akademik Üretim ve İş Birliği Bakımından Kaydedilen Gelişmeler: Türkiye ve Dünya Kıyaslaması(2025) Kozak, Metin; Başer, Miraç YücelTurizm endüstrisinde yaşanan dönüşümlerin şüphesiz ulusal ve uluslararası turizm alanyazınının gelişimine ve farklı araştırma temalarında değişime yol açtığı bilinmektedir. Bu doğrultuda alanyazındaki akademik ve entelektüel gelişimi ortaya koymak amacıyla yürütülen çalışmalar giderek önemini korumaktadır. Bu çalışmanın amacı, farklı dönemler bazında Türkiye’deki turizm ile ilgili makale sayısı ve içeriğinde meydana gelen değişimin belirlenerek dünya ile kıyaslanması ve yürütülen ortak çalışmaların içeriği ve türü konusunda da kapsamlı bir analiz yapılmasıdır. Bu amaçla mevcut çalışma WOS ve SCOPUS veri tabanlarında taranan 126 farklı dergide yayımlanmış 2.163 Türkiye ve 73.779 uluslararası adresli makaleyi bibliyometrik yaklaşımla Bibliometrix kütüphanesi kullanılarak incelemiştir. Bulgular Türkiye adresli uluslararası yayınlarda yaşanan artışın beraberinde ortak yazarlı çalışmaları da arttırdığını, buna karşın bu çalışmalarda etnik iş birliklerinin ağır bastığını da göstermektedir. Yanı sıra Türkiye adresli yayınlarda son yıllarda metodolojik bir dönüşümün başladığı ve ilerleyen zamanlarda konu bakımından çeşitliliğin artacağı görülmektedir. Çalışma turizm alanyazındaki akademik üretim ve gelişim bakımından kapsamlı sonuç ve öneriler sunmaktadır.Article Why Do Epidemics Evolve in Waves?(2025) Ahmetolan, Semra; Demirci, Ali; Bilge, Ayse Humeyra; Peker-Dobie, Ayse“İspanyol Gribi” salgınının, 1918-1919 yılları arasında, 18 ay süre içinde, üç dalga şeklinde ilerlediği bilinmektedir. Benzer şekilde COVID-19 pandemisi de 2019-2021 yılları arasında dalgalar halinde yayılım karakteri göstermiş olup, bu salgın için virüs varyantlarına dair veriler detaylı bir şekilde belgelenmiştir. Bu çalışmada, bu iki pandemiye ait veriler ışığında, birden fazla salgın dalgasının ortaya çıkmasına neden olan faktörler, Korunmasız (S)- Enfekte (I)-Bulaşıcı Olmayan (R), (SIR) salgın modeli temel alınarak incelenmiştir. Bu faktörler arasında; mevsimsel değişiklikler, kontrol önlemlerinin gevşetilmesi ve yeni varyantlar öne çıkmaktadır. Yeni bir varyantın ortaya çıkması yeni bir salgın olarak değerlendirilebilmektedir. Bir salgın dalgasının sona ermesiyle, kısıtlayıcı tedbirlerin gevşetilmesi, önceden korunan bireylerin yeniden Korunmasız (S) grubuna dahil olmasına neden olabilmektedir. Kısıtlamaların kaldırılması ayrıca, toplum içerisindeki etkileşimlerin artmasına ve virüsün bulaşma oranını ifade eden temel üreme sayısının (𝑅0) yükselmesine etki edebilmektedir. SIR modeli kullanılarak bu çalışma kapsamında yapılan simülasyonlar sonucunda, yayılma davranışını belirleyen etmenler içerisinde yeni bir varyantın ortaya çıkışının baskın faktör olduğu değerlendirilmiştir.Article Field Data and Some Thoughts on the 2023 Kahramanmaraş Earthquakes Faults(TMMOB Jeoloji Muhendisleri Odasi, 2025) Yilmaz, Yucel; Gurer, Omer Feyzi; Yigitbas, ErdincOne of the largest earthquakes hits the Kahramanmara & scedil;region and caused a major disaster. Numerous papers based on satellite data and computer modeling have since been published, but the models commonly contradict each other. A long time has passed since then, and the primary purpose of this publication is now to view the main topics, namely, the major fault zones that caused the earthquakes and the tectonic regimes that generated them, based primarily on the field data that has long been ignored. The faults that affected the February 6Kahramanmara & scedil;earthquakes are extensions of the regional-scale strike-slip faults known from Anatolia and its surroundings. These include the East Anatolian Transform Fault, the Dead Sea Transform Fault, the Antakya Transform Fault, the Sar & imath;z-Saimbeyli Mega Shear Zone, the faults of the Foreland Fold-Thrust Belt, and the Karasu Graben boundary faults. The interactions among these faults appear to have increased the magnitude of the earthquakes.Article Sihirli Reçete Mi, Kara Kutu Mu: Siber Krizlere Karşı Esnek-Dayanıklılık Anlatısının İncelenmesi(2025) Bıcakcı, Ahmet Salıh; Evren, Ayhan GucuyenerGelişen dijital teknolojiler ve buna eşlik eden sosyo-ekonomik dönüşüm siber güvenlik krizlerini çoklu krizler döneminin bir parçası haline getirmiştir. Bununla beraber, siber tehdit aktörlerinin ve saldırı yöntemlerinin dinamik doğası, riskleri modellemenin ve saldırıların etkisini tahmin etmenin zorlukları, siber güvenlikte belirsizliği ve güvenliksizliği adeta bir norm haline getirmiştir. Bu çerçevede, siber esnek-dayanıklılık son on yılda siber güvenlik alanında en geçerli paradigmalardan birine dönüşmüş ve krizlerde hayatta kalabilme ve adaptasyon yeteneklerini vurgulayan bir çözüm olarak öne çıkmıştır. Öte yandan, siber esnek-dayanıklılık tek bir çözüm, teknoloji ya da uygulama değildir; esasen sosyo-teknik çözümlerin bir denge içinde uygulanmasını gerektiren çok katmanlı bir yaklaşımdır. Bu çerçevede, araştırmamızda siber esnek-dayanıklılık kavramını siber güvenlik kavramından ayırarak detaylı olarak anlamayı ve bu kavramı özellikle siber güvenlik krizlerinin farklı evreleri için insan-süreç-teknoloji yaklaşımı bağlamında ele almayı hedefliyoruz. İlaveten çoklu krizler çağında siber esnek-dayanıklılığın yaklaşımının derinleştirilebilmesi için nasıl daha erişilebilir, esnek, çevik ve kapsayıcı bir siber güvenlik yaklaşımı geliştirebiliriz sorusunu masaya yatırıyoruz.Article Modern Dünyanın Çoklu Krizlerine Holistik Düşünce Üzerinden Bakış(2025) Doğan, Çağdaş; Morkoç, Eylem İrem; Sarıbay, SelahattinGünümüz dünyasının beraberinde getirdiği iklim krizi, pandemi, ekonomik eşitsizlik gibi çoklu krizler birbirine bağlı ve karmaşık yapıdadır. Bu karmaşık yapı, indirgemeci ve tek yönlü bir bakış açısı yerine bu sistemler arası ilişkileri anlamaya imkân sağlayacak karmaşık düşünce biçimini gerektirmektedir. Olguları kategorilere ayırarak ilerleyen analitik düşüncenin ötesinde olgular arasındaki ilişkileri vurgulayan holistik düşüncenin, modern dünyanın krizlerine çözüm üretme noktasında etkili bir yaklaşım sağlayabileceğini öneriyoruz. Bu amaçla, farklılıklarının ve temel ilkelerinin kapsamlı bir şekilde anlaşılabilmesi adına öncelikle analitik ve holistik düşünce biçimlerinin felsefi ve evrimsel kökenlerini ele aldık. Daha sonrasında holistik düşüncenin günümüzün ve geleceğin önemli problemlerinden olan iklim krizi, COVID-19 pandemisi ve ekonomik eşitsizlik özelinde sağlayabileceği avantajları çeşitli bulgularla özetledik. Ele alınan bulgular ışığında, kavramları çözümleme ve tanımlama açısından analitik düşüncenin önemini vurgularken holistik düşüncenin bu parçalar arasındaki ilişkileri anlamadaki tamamlayıcı rolünü savunuyoruz. Bu bütüncül yaklaşımın, modern dünyanın karşı karşıya olduğu çoklu krizleri kapsamlı bir şekilde ele almak için önemli bir çerçeve sunacağını öne sürüyoruz.Other Exploring the Architectural Perspectives of Surrealists as a Potential of Deformation in the Architectural Discipline(2024) Gönül, Hale; Tanju, BülentSimmel, hayat ve formlar arasında sürekli seyreden bir çatışma hali tanımlar, kültürel yapılar, hayatın değişken ve akışkan doğası üzerine düzen ve istikrar aşılama çabasındayken, hayat kültürel formları sürekli deformasyona ve erozyona uğratır. Mimarlık ise, Bataille tarafından tanımlandığı şekliyle kültürel formların inşacısı ve koruyucusu olarak işlev görür. Bataille ayrıca normatif sanatsal değerlerin 19. yüzyıl ortalarında modern sanat tarafından reddedilmesiyle birlikte formun hakimiyetinin de zayıfladığını savunur. Bu perspektiften bakıldığında avangart sanatın, yalnızca kalıplaşmış estetik değerleri reddetmekle kalmayıp aynı zamanda sanatı bir kurum olarak da yadsıyan dönüştürücü bir potansiyeli olduğuna inanılır. Avangart sanatçıların muhalif duruşu, kültürel formların yaratıcısı ve koruyucusu olarak işlev gören mimari normların da deformasyonuna yol açar. 20. yüzyılın başlarındaki avangart hareketlerden biri olan ve yerleşik sanatsal değerleri sarsmayı hedefleyen Sürrealizmin, mekânsal deformasyon için uygun bir alan olduğu düşüncesi, tanımlanan bu bakış açısına dayanır ve mimari deformasyonu tartışmak için elverişli bir zemin sunar. Sürrealistler, egemen dünya düzeniyle ilişkilendirdikleri rasyonel aklı reddedip, Modernizmin soyut mekanlarının bireysel arzuları baskılamasını eleştirirken, bireyin bilinçaltında saklanmakta olan arzu ve hayallere önem verir. Böylece, totaliter ve teknoloji takıntılı olarak değerlendirdikleri modernist soyut mekanları yadsıyan Sürrealistler, bireyin psikolojik dünyasını güçlendiren, irrasyonel ve rüya-benzeri bir mekânsal yapılanma önerir. Bu perspektiften hareketle, Sürrealistlerin inşa edilmiş mimari üretimleri çok kısıtlı olsa da mimarlık üzerine entelektüel üretimleri sürreel mekan anlayışını irdelemek açısından geniş bir potansiyel sunar. Modern mimarlığı yadsıyan Sürrealistler Art Nouveau üslubundaki yapıları ve naif mimarlıkları büyük bir hayranlıkla karşılamış ve bireyin iç yaşamını rasyonalizmden koruyan sığınaklar olarak gördükleri konutların iç mekanları için tasarımlar önermiştir. Bunun yanı sıra, sürreel olayların ve içsel ruhsal deneyimlerin ortaya çıktığı pasajlar ve sokaklardaki gündelik yaşama büyük ilgi duyarlar. Bu bağlamda, Sürrealistlerin mimari perspektiflerinin mimarlık alanındaki kalıplaşmış normların deformasyonu için bir potansiyel oluşturup oluşturmadığının ve disiplin içinde eleştirel bir rol üstlenip üstlenemeyeceğinin tartışılması amaçlanmaktadır. Bu tartışma, Sürrealizm dahilindeki mekânsal tasavvurları keşfetmek ve mimari deformasyon alanında vaat ettiği potansiyeli ortaya çıkarmak için zengin ve kapsamlı bir alan sunan üç kavram -Sürrealistlerin “keşfedilmiş mimarlıklar” olarak Art Nouveau ve naif mimarlığa olan hayranlıklarının dışavurumları, bireyin iç dünyasının bir sığınağı olarak gördükleri ev ve iç mekân tasarımları, ve kentsel alandaki gündelik içsel deneyimler üzerine üretimleri- çerçevesinde gerçekleştirilecektir. Sürrealistler, Art Nouveau yapıları, endüstriyel malzeme ve teknikler kullanılarak inşa edilmelerine rağmen arzuları ifade edebilme ve bilinçaltına ulaşabilme yeteneğini korudukları için büyüleyici bulur. Salvador Dali için Art Nouveau yapılar, “yenilesi” güzellikleri ile, işlevselcilik ve rasyonalizme meydan okuyan, nevrotik bir durum içindedir. Öte yandan, Facteur Cheval’in Palais Idéal’i, sanatsal otomatizm ve tesadüfi etkileşimleri bünyesinde barındırmakla kalmayıp, işlevsellikten yoksun olması ve mimarlık eğitimi almamış bir kişi tarafından inşa edilmesiyle mimari normları alt üst etmiştir. Böylece “keşfedilmiş mimarlıklar”, Sürrealistlere, rüya-benzeri mekanları keşfetme ve Modern Mimarlık normlarını sorgulama fırsatı sunar. Sürrealist sanatçı ve düşünürlerin odaklandığı bir diğer konu, ev ve iç mekân kavramı etrafında şekillenir. Bireyi rasyonalizmin etkisinden koruyarak onun iç dünyasının sığınağı haline gelen ev, ruhani ve içsel bir mekân olarak ortaya çıkar, bu haliyle bilinçaltıyla benzerlik gösterir. Özellikle Tristan Tzara, Roberto Matta ve Frederick Kiesler tarafından sunulan öneriler, evi ana rahmi gibi bir sığınak olarak görme fikrine vurgu yaparak konutun bireyin iç dünyasını koruyan ve çoğaltan bir rol üstlendiğini varsayar. Böylelikle vurgu iç mekânda, rasyonellik tarafından yönetilen dış dünyanın müdahalesinden korunan rüyaların yer aldığı alanda yoğunlaşır. İç mekân tasavvurlarında, dik açının hegemonyasını reddederken, arkaik yerleşimlerle ilişkilendirdikleri irrasyonel ve eğrisel formları benimserler. Ayrıca, bilinçaltının ihtiyaçlarına duyarlı, dönüştürülebilir bir alan olarak ev, görme duyusunun egemenliğinin reddedildiği, dokunsal duyuların öne çıktığı bir alan olarak tanımlanır. Sürrealistlerin, öncüleri Dadaistlere kıyasla daha normatif bir sanat anlayışına sahip olmaları göz önüne alındığında, arzuladıkları mimarlıkların sistematize edilebilecek bir yapıya sahip olması şaşırtıcı değildir. Mevcut aşkın değerleri reddetseler de sonunda öncekiler yerine koyup, aşkın kılacakları yeni değerler önerirler. Bu nedenle, Sürrealistlerin temel endişesi mimarlık kurumunun kendisinden ziyade, Modern Mimarlığın rasyonalitesini sorgulamaktır. Öte yandan, Sürrealistlerin kentteki gündelik yaşama dair fikirleri, mekânsal dönüşüm için verimli bir alan sunar. Kentte özellikle sürreel olayların ve içsel deneyimin vuku bulduğu pasaj ve sokaklara önem atfederler. Sürrealistler için kentsel deneyim, rasyonalizmi ortadan kaldırarak, sıradan mekanlarda sürreel ve tekinsiz durumları açığa çıkarır. Sokaklarda, bilinçaltının, hayal gücünün, arzunun, tutkunun ve deneyimin açtığı alan, baskıcı formlara meydan okuyup onları dönüştüren etkili araçlara dönüşür. Sürrealistlerin, tüketim kültürünün arzularla kesiştiği alan olan pasajlara ilgisi, materyalist burjuva kültüründe içkin olarak yer alan dönüştürücü potansiyele dayanır. Tasarlanmış mekanlardaki öngörülemeyen kullanıcı müdahaleleri ile ortaya çıkan çatışma, mekânsal deformasyon için, yerleşik formlara meydan okuyan özgün bir zemin sunar. SonuArticle Mikroyosunların Yaşam Dünyası: Problemlerin İcadı ve Sanatsal Keşifler(2024) Sünter, EmreBu makale, mikroyosunların varoluşunun insan kültürleri tarafından dayatılan fayda ve zarar ikiliğinin ötesine geçen yaşam dünyalarından oluştuğunu öne sürmektedir. Donna Haraway’in “sorunla kalma” fikrini, Gilbert Simondon’un “problem” kavramıyla bütünleştirerek mikroyosunların yaşantısına dair daha geniş bir kavramsallaştırma önermektedir. Dünya üzerindeki yaşamın birincil üreticileri olan mikroyosunlar, çevrelerindeki canlı ve cansız varlıklarla karmaşık ilişkiler kurarken, aynı zamanda insan etkinliklerinden, özellikle de tekno-endüstriyel kompleksten fazlasıyla etkilenirler. Deniz ekosistemlerini tehdit eden müsilaj gibi ekolojik meselelere dahil olmaları ve biyoyakıt kaynağı olarak sürdürülebilir tasarımda kullanımları, onları fayda ve zararın kesiştiği noktada konumlandırır. Bununla birlikte, onların yaşam dünyalarını problemleştirmek, kendilerine özgü eylem ve iletişim örüntülerini ve karmaşık uzay-zamansal dinamiklerini tanımayı gerektirir. Bu makale, bilim-sanat iş birlikleri ve spekülatif tasarım da dahil olmak üzere sanatsal keşiflerin, indirgemeci çerçeveleri aşan ve mikroyosun yaşam dünyalarının karmaşıklığını ortaya çıkaran alternatif perspektifler sunduğunu savunmaktadır.Article Ebedi Barış’ın Çağdaş Yorumları Üzerinden Kant’ı Yeniden Okumak(Bursa Uludağ Üniversitesi, 2024) Sevinç, TuğbaSınırların kalktığı kozmopolit bir dünya düzeninin ve bir dünya vatandaşlığı idealinin tesis edilebileceğine ilişkin umudun giderek zayıfladığı, buna karşın sınırları korumaya yönelik eğilimlerin ve ulus kimlik vurgusunun yükseldiği günümüzde, birçok çağdaş siyaset felsefecisi artık sınırları ve ulus devleti verili ve değişmez kabul ediyor ve (liberal) ulus devletlerin küresel yahut devletler üstü dayanışmanın en temel kaynağı olacağını iddia ediyorlar. Küresel siyasette ve siyaset felsefesindeki bu eğilimler göz önüne alındığında iki eseri yeniden birlikte okumamız gerekiyor. Bunlardan ilki, bu konuda öncü bir eser olan, barışı tesis edebilmek için uluslararası bir devlet federasyonunun zorunluluğuna işaret eden Kant’ın Ebedi Barış Üzerine taslağı. Diğeri ise siyaset felsefesindeki yukarıda özetlediğim güncel gelişmeleri tarihsel olarak önceleyen, zamanının küresel eşitlik ve sınırların esnediği/kalktığı kozmopolit uluslararası düzen tahayyüllerinin gerisine düşmekle sert bir biçimde eleştirilmiş John Rawls’un Halkların Yasası eseri. Rawls, bu eserde Kant’ın fikir olarak önümüze koyduğu bir devletler federasyonunun uluslararası düzlemde nasıl oluşturulabileceğine ilişkin ideali (yol haritasını) resmetmeye ve halklar arasında Kantçı bir hipotetik sözleşmenin nasıl olabileceğini somutlaştırmaya çalışıyor. Bu çalışma, Rawls’un uluslararası siyaset teorisindeki Kantçı izleği sürmeye çalışarak, Halkların Yasası’nın ne ölçüde Kant’ın Ebedi Barış Üzerine eserinde ortaya koyduğu uluslararası barış fikrini geliştirdiğini ve günümüz toplumlarının şartlarına uyarladığını incelemeyi hedefliyor. Aynı zamanda, Rawls’un Kant yorumuna gelen Seyla Benhabib ve Thomas Pogge gibi kozmopolit Kantçı eleştiriler üzerinden Kant’ın siyaset teorisini yeniden okumayı ve değerlendirmeyi hedefliyor.Article Hata Ruminasyonu Ölçeği: Türkçe Versiyonunun Psikometrik Özellikleri(Association for Clinical Psychology Research, 2025) Kaya-kiziloz, Burcu; Emir, Emirhan; Özdemir, Ahmet BerkHata Ruminasyonu Ölçeği (HRÖ), algılanan hatalara karşı yoğun, tekrarlayıcı olumsuz düşünce şeklinde verilen bir tepki olan hata ruminasyonu (HR) eğilimini değerlendirmek için geliştirilmiştir. Bu çalışma, HRÖ'nün Türkçe versiyonunun psikometrik niteliklerini 2 çalışmada araştırmayı amaç- lamıştır. Yaşları 18 ile 56 arasında değişen 214 katılımcıdan (118 kadın) (Ort. = 33.45, SS = 11.82) HR, tekrarlayan olumsuz düşünce, mükemmeliyetçilik, erteleme, depresyon ve anksiyete ölçümleri yoluyla veri toplanmıştır. Bulgular orijinal faktör yapısını doğrulamış ve yeterli güvenilirlik, ya- kınsak ve artımsal geçerliliğe işaret etmiştir. İkinci çalışmada, HRÖ'nün ölçüt geçerliliği deneysel bir tasarım kullanılarak test edilmiştir. Katılımcılardan (yaşları 18 ile 28 arasında değişen 127 kişi) bir dizi hata veya düzenli bir olay yaptıklarını hayal etmeleri istenmiştir. Sonuçlar HRÖ'nün ölçüt geçerliliğini desteklemiştir. Sonuç olarak, HRÖ Türk bireylerde HR'yi değerlendirmek için kulla- nılabilir.Article İki Dillilik Deneyimi ile İki Dilli Çocukların Bilişsel Kontrolü Arasındaki İlişki(Dilbilim Derneği, 2024) Gong, Xıaoweı; Aktan-ercıyes, Aslı; Karadöller, Dilay Z.İkidilli kişilerin çeşitli bilişsel yetileri ile İkidillilik deneyiminin farklı boyutları arasında nasıl ilişkili olduğuna dair giderek artan bir ilgi bulunmaktadır. Ancak, bu ilginin yeterli dil gelişimi olmayan küçük yaştaki ikidilli çocuklardan veri elde etme konusunda sınırlı kaldığı görülmüştür. Mevcut çalışma, 30-48 aylık ikidilli çocukların ve ebeveynlerinin dil yeterliği, dil kullanımı, ve kod değiştirme sıklığı gibi çeşitli ikidillilik deneyimine dair faktörleri incelemektedir. Sonuçlar, çocukların bilişsel kontrol yeteneklerini, çocuklardan veya ebeveynlerden gelen ikidilli deneyim değişkenlerinden ziyade, çocukların yaşının yordadığını göstermiştir. Bu çalışma, üçlü ikidillilik deneyimi boyutlarını ve ebeveyn faktörlerini de içererek ikidilliğin etkileri inceleyen az sayıdaki çalışmadan biridir. Sınırlı dil üretimine sahip küçük yaştaki ikidilli çocuklar incelenirken, ikidilli deneyimin getirdiği tüm boyutları içeren bir yaklaşım uygulamanın ve çevresel faktörleri dahil etmenin alanyazın özelindeki çıkarımları tartışılmıştır.Article Critically Queer yet Politically Affirmative Engagements with Human Rights(Istanbul University Press, 2024) Güner, Remzi OrkunConsidering recent queer engagements with international human rights, this article argues that emerging attempts at queering rights have often resulted in framing queer critique into the normativity of human rights. This article critiques this tendency, suggesting that queer engagement with rights can be critical yet (potentially) affirmative. It shows that queer critique, understood as non-essentialist politics, can contribute to contemporary critical human rights studies and their analyses of identity-producing functions of rights. In this way, the paper engages not only with the subject paradox of the rights discourse but also with queer responses to identity-based rights claims. I argue that queer critiques, shifting the focus from ontology to politics, encourage an affirmative engagement with framings of rights by considering identities as political claims, understanding rights not in ontological terms but as instruments for shifting temporary strategies in practice. The arena of rights, a site where debates about the definitions of human are contested, is a crucial space for deploying non-essentialist politics. In this context, the article refers to queer as a critical method in deploying rights to reduce the disciplinary effects of identities, helping us to free ourselves, our engagements with others, and politics from the eyes of the Normative.

